Prof. Dr. Lale Gönenir Erbay

Randevu Hattı

0530 977 42 64

Bize Yazın

info@laleerbay.com

 

Yemek yaşam için gerekli ve haz veren bir davranıştır. İnsanoğlunda bebeklik döneminden okul çağına hızlıca gelişen beslenme davranışı homeostatik mekanizmalar, ödül sistemi, çocuğun motor, duyusal ve emosyonel kapasitesi, içinde bulunduğu sosyal çevre, kültürel öğeler, anne-babanın bakım verme ve tutum becerileri gibi birçok değişkenin etkileşimi ile gelişir. Beslenme alışkanlığı sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gereken bir konu iken bu fikir takıntı haline dönüşürse ciddi fiziksel ve/veya ruhsal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Ülkemizde yapılan bir araştırmada kızların %33.6’sının, erkeklerin %6.3’ünün diyet yaptığı; kızların %43’ünün, erkeklerin ise %18.3’ünün zayıf olmayı arzuladığı saptanmıştır. Yetişkinlerde vücut kitle indeksi 18’den aşağıda ise zayıflık kesin iken, 18 yaş altı kişilerde yaşa göre değerlendirme yapmak gerekmektedir. Yeme bozuklukları özellikle ergenlerde sık görülmesinin yanı sıra ölümcül olabilmesi ve ciddi yeti yitimi ile seyretmesi nedeni ile ayrı bir önem taşımaktadır.

Yeme bozuklukları, yeme davranışının ciddi olarak bozulduğu bir tanı grubudur. Anoreksiya nervoza (AN) bu tanı grubu içerisinde sık rastlanan ve ruhsal belirtilerin yanı sıra ciddi bedensel sorunların da eşlik ettiği en önemli iki başlığı oluşturmaktadır.

Epidemiyoloji

Ergenlik dönemi, beyinde ve hormonlarda meydana gelen biyolojik değişiklikler, stresli yaşam olaylarının artması ve sosyal rollerdeki değişimler nedeni ile yeme bozukluğu davranışları için kritik bir dönemdir. AN’nin başlangıç yaş ortalaması 15 yaş civarındadır. Kadınlarda daha sık görülmektedir. Ancak günümüzde genç erkeklerde görülme sıklığı da giderek artmaktadır. Genç erkek AN olgularında zayıf bir beden isteminin yerini kaslı bir vücut yapısına sahip olma çabası almaktadır. Bu olgularda kompulsif şekilde egzersiz yapma ilk bulgu olabilir ve bu durumu genellikle kısıtlı besin alımı izler.

Klinik görünüm

AN, zayıf bir bedene sahip olma isteği ve şişmanlık konusunda aşırı korkunun hakim olduğu bir yeme bozukluğu tablosudur. Beden algıları ileri derecede bozuktur. Besin alımının aşırı kısıtlanması, kendini kusturma, aşırı egzersiz, laksatif-diüretik kullanma gibi beden ağırlığını kontrol etmeye yönelik davranışlara ciddi bir beden algısı bozukluğu eşlik eder.

AN olgularının temel klinik özelliği kendi hastalıklarını reddetmeleri, ciddiyetini anlamamaları ve tedaviye direnç göstermeleridir. Yemekleri küçük parçalara ayırmak, tabağa belli oranlara göre yemek almak, kalori hesaplamak, sık sık tartılmak gibi değişik obsesif uğraşlar edinirler. AN hastalarının canlı ve hareketli olması oldukça dikkat çekicidir. AN tanısı koymak hastaların dış görünüşleri tipik olduğu için kolaydır. Zayıf ve yaşından daha küçük gösteren bir görünümleri vardır. Beden ağırlığı olması gerekenden çok düşüktür. Hasta başlangıçtaki beden ağırlığının %20-30’unu kaybetmiştir. Ağır olgularda bu oran daha da artabilir. Hasta solgundur, saçları azalmış ve kurudur. Deride incelme ve kıllanmaya rastlanabilir. Nabız, kan basıncı ve vücut ısısı düşüktür. Süregelen bu tablo ölümle sonuçlanabilecek fiziksel sorunlara yol açabilir. Adet görmeme sık görülen bir belirtidir.

Etyoloji

AN gelişimine sosyokültürel, genetik ve nöropsikiyatrik pek çok etken rol alabilir. Tüm yeme bozukluklarının psikopatolojisinde erken dönem anne bebek ilişkisi bozukluklarının belirleyici olduğu vurgulanmaktadır. AN olan olguların kişilik özellikleri incelendiğinde mükemmeliyetçilik ve obsesiflik en dikkat çekici kişilik özellikleridir. Bununla birlikte anksiyeteli ve gergin, zarardan kaçınıcı, değersizlik duyguları baskın, içe dönük kişilik özellikleri sergilerler.

Genetik etmenler tüm yeme bozukluklarının gelişiminde doğrudan ve dolaylı olarak önemli bir etkendir. Özellikle ergenlik gibi beyinin yeniden organize olduğu kritik dönemde başlayan yeme bozuklukları, beyin yapılanmasını değiştirerek önemli sonuçlar doğurabilir. Beyin plastisitesi düzenleyicisi beyin kaynaklı büyüme faktörünün (BDNF), anoreksik hastalarda akut dönemde azaldığı gösterilmiştir.

Nöroendokrin ve metabolik faktörler yeme bozukluğu patogenezinde önemlidir. Yeme bozukluklarındaki nöro- endokrin değişikliklerin birçoğu yeme davranışı, kilo kaybı ve kalori alımının kısıtlanması ile ilişkilidir. Bu değişikler normal yeme davranışı ve beslenme rehabilitasyon programları sonucunda normale döner.

Eş hastalanım

Yeme bozukluklarında psikiyatrik eş tanı sık görülmektedir. Obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete ve duygudurum bozuklukları, yeme bozukluğu başlamadan önce ya da sonra ek hastalık olarak tabloya eşlik edebilir.

Tedavi ve hastalığın gidişatı

Yeme bozukluklarının tedavisi bir ekip çalışması gerektirir. Psikiyatrist, gastroenterolog, psikolog, diyetisyen, aile terapisti bu ekibin bir parçası olmalı ve hasta medikal, beslenme, psikolojik ve sosyal açıdan değerlendirilmelidir. Değerlendirmede hastanın ayaktan mı yoksa yatarak mı tedavi alacağı öncelikle belirlenmelidir. İlaç tedavisi ve psikoterapi birlikte verilmelidir.

Yeme bozuklukları genel olarak uzun süre devam eden kronik seyirli bozukluklardır. Hastaların tedavi sonuçları değişken olmakla birlikte AN’de mortalite oranı yüksektir. Fiziksel nedenler veya intihar nedeniyle ölüm oranı yaklaşık %5-18 arasındadır. AN olgularında genç yaşta başlangıç, aile desteği, erken tanı ve tedavi iyi prognozla; kusma, ciddi kilo kaybı, bulimiya, kronisite ve obsessif kompulsif kişilik özellikleri ise kötü prognozla ilişkilidir.

 

 

 

Yorumlar (0)

Whatsapp Yaz!
Tıkla Ara!